|
|
|
|
Özel dedektif Cek, sabahın puslu ayazında, gözlerini yeni bir güne açmaktan çok,yeni bir hayata açtığını bilmiyordu. Her zaman olduğu gibi kahvaltı yapmadı. Sabahları midesi bir bardak portakal suyundan fazlasını kaldıramıyordu.... |
|
|
Çoook çok eski zamanlardı. Çoook çok uzak bi gezegendi. Çoook çok farklı bi uygarlıktı. Gezegenlerine "Aurayena" diyorlardı. Farklı bir dilleri vardı. Her kelimeleri mutlaka "a" harfiyle başlıyordu. 72 harfleri ve bunları söyleyebilecek gırtlakları ile anlayabilecek kulakları vardı. Çok önemli kutsal olan varlıkların ismi de "a" ile biterdi. Ama adi ve aşağılık bir kelime kullanılacaksa bunun "z" ile bitmesi şarttı. Bunun gibi birçok dilbilgisi kurallarına sahiptiler, ve bu sayede milyarlarca, evet milyarlarca kelimeye sahiptiler. İlk kez bile duysalar kurallar sayesinde anlamı yakalayabiliyor... |
|
|
Genç kız başına vurulan sert bir cisimle çok ağır yaralanmıştı. Evinde mutfak halısının üzerinde ocağın önünde boylu boyunca yatmaktaydı. Yattığı yerde yaşadıklarını hatırlamaya çalıştı. Bir yandan da katilinin kim olduğunu.. Kötü olan kendisi mi yoksa çevresindekiler miydi? Onu öldürmeye çalışan erkek arkadaşı mı yoksa sinir hastası olan yan komşusu Ayla mıydı? Sorular yaralı başında dolaşıp kaçacak yer arıyorlardı...... |
|
|
|
|
Yavaş yavaş akşam olmaya başlamıştı. Şehrin ışıkları birbir yanmaya başlıyor, sokak lambaları kendilerini belli etmek istercesine titrek titrek titriyorlardı (bu ne şimdi. hmz..). Cek, hatırlayacak olursak, diğer meziyetlerinin yanında, soğukkanlılığını yeniden ele almada da son derece başarılı bir dedektifti. Onu özel yapan da meziyetleriydi. Mesela Cek ayakkabıcı olsa, özel ayakkabıcı olurdu. Ama dedektif olmuştu ve özel dedektifti.
Sakin bir şekilde, titreyen lambalara aldırış etmeden arabasını sokağına sürdü. Aynen filimlerdeki gibi, tek seferde, sert bir manevra yaparak ve lastikleri dönük vaziyette duracak şekilde arabasını kaldırıma sıfırlayarak park etti. Bu hareketi yapamayana, bırakın özel dedektifi, dede bile demiyorlardı âlemde. Park etme olayının raconuydu bu. Hatta şehrin çeşitli bölgelerinde, YDK (yüksek dedektiflik kurulu) elemanı çok özel dedektifler, özel dedektifleri izleyip, onların hal ve davranışlarını kurula rapor ediyorlardı. Yamuk durumunda, lisans iptaline varan cezalar verilebiliyordu.
Cek, trençkotunu savurarak arabadan indi ve her zamanki gibi kilitlemeden ofisine yollandı. Tozlu rafları (ki tozlu olmak zorundalar, malum sebep) karıştırmaya başladı. Araştırmacı dedektiflik (dedektifliğin başka çeşidi yok ama olsun) kanına işlediği için, kendi eşyalarını bile aynı edâyla kurcalıyordu. Sonunda aradığı albümü buldu ve merakla açıp bakınmaya başladı. |
|
|
Düşüncesi doğru çıkmıştı. İpucu, hem de kalın bir ipucu, urgan tadında bir uç, armut, hem de olmuş bir armut gibi önüne düşmüştü işte. Kimin ve özellikle neden bu resmi aldığını ve kimin ve özellikle neden arkasını yazdığını (çek gibi) düşünmeye başladı. Ama düşünmeyle bulamayacağını biliyordu. Çünkü, sorunun cevabı aklında biryerlerde olsaydı zaten şimşek gibi çakardı. Zira söylemeye gerek yok ama, o Cek'di ve düşünmeye ihtiyaç duymazdı. Zihninin en ücra köşelerinde de olsa bilgiler kendiliklerinden yüzeye çıkardı (aynen hava kabarcığının su içinde yükselişi gibi). Ev-ofisine gidip albümünü açmaya ve kendi kopyasının orada olup olmadığına bakmaya karar verdi.
Çevisine atlayıp evine yollandığı sırada, hiç ihtiyacı olmamasına rağmen yine düşüncelere daldı. Bir yandan gaza basıyor, bir yandan da "bu hikayenin nereye varacağını merak ediyorum. Ortada basit bi kaçırılma olayı var ama neden bu kadar büyüdü hayret. Hatta belki kaçırılma bile değildir, belki kız kayboldu, belki de kaçtı.. gitmiş bile olabilir. Uzaklaşmak istemiştir, nebleyim tatile ihtiyacı vardır falandır filandır. Abarttım galiba, biraz sakinleşeyim. Olayı alalı daha 5 saat oldu. Kasmaya gerek yok" diyerek hızını yavaşlattı. |
|
|
Aynen "Dabıl Dragon" gibiydiler. Sanki boyunlarında biribirini tam olarak tamamlayan birer kolye yarısı varmış da bunu bir türlü farkedememiş gibi. Neyse, uzatmayalım.. Ortalığı Apoz'un ve adamlarının çıkardığı atoz bulutları sarmıştı. Bütün mevzu 2,3 alipoda bitivermişti. Apoz ve tohumları dağılmış, hertarafı ertiş-mertiş olan, hatta aynen "kullanılmış sümüklü kağıt mendil" kıvamına gelen Apoz, gerçek görünümüne dönmek zorunda kalmıştı. İçinden "madem döndüm, bari tam döneyim ayol" diye geçirecek gibi olduysa da hemen bu zararlı fikri çirkin kafasından kovdu. Onun yerine "kuyruğum olsa amma kıstırırdım heee" demeyi tercih etti. Azeka, gururlu ve onurlu bir şekilde ağzından tükürükler saçarak "işte gerçek avänı gördük, şimdi kuyruğunu topla ve git, hem de arkana bile bakmadan" diye neşeli neşeli tısladı. Apoz, "lan, aklımdan geçirdiğim şeyi nasıl da bildi bebe" diye düşündü ve "bu son karşılaşmamız değil aplikler.. zaman gelecek..!!" şeklinde añermek suretiyle olay mahallini terketti.
Olup biteni kazdığı acikudan (korku çukuru, akibalar bu özellikleriyle deve kuşunu andırırlar) seyreden Asdasya bir hoplamada kardeşlerin yanına geldi ve "İçimden bi ses Ceki Çen modeliyle döğüştüğünüzü söyledi ama onun kim olduğunu bilmiyorum.. hmmz... neyse.. Hadi işimize bakalım ahe-ahe" diyerekten onlara sürtünmeye başladı. |
|
|
kaldıramaszan kaldırırlar gülüm diye geçirdi içinden.bu iğrenç şarkının nerden aklına geldiğini bilmiyordu.Onun yerine ciguliyle yetinmeyi düşündü. Bu düşünce karmaşasında ikinci portakal suyunu içtiğinin farkında bile değilidi bu ikinci bardak nerden gelmişti bunu araştırmalıydı. İşe mutfaktan başlamalıydı. Gri mermerin üstünde 1,5 lt 'lik bir portakal aroması duruyordu. peki bunu kim koymuştu. Her zaman kutuyla alırdı.Bu şişeyi başka birisi koymuş olmalıydı. ''koyduramazsan koydururlar gülüm'' dedi içinden.
bu saçma sapan şarkıların kendisinden çıktığına inanamıyordu. bugün üzerinde bir tuhaflık vardı. bunu yılların verdiği deneyim ile keşfetmesi zor olmadı. evet başı ağrıyordu . bunun tek sebebi farkında olmadan içtiği ikinci bardak olmalıydı. midesinden başına vurmuş daha sonra bütün vücudunu sarmıştı. bu portakal aromasını kesinlikle başka birisi koymuştu. bundan adı gibi emindi...... |
|
|
Peki kahve neredeydi? Şu an bir kahve içemezse hayatın kararıp, o kapkara karanlığın kendini yutacağını düşündü. Güven, sevgi, aşk, sıcak bir sarılış, sevgilinin usulca ele dokunuşu... Hepsi tek bir fincan kahveyle özdeşleşmişti. Ama kahve neredeydi? Belki de kafasına aldığı darbe ona beyninde bazı oyunlar oynuyor, almadığı kahveyi almış gibi gösteriyordu. Kim bilebilirdi ki?.. Kahveden vazgeçti. Sıcak, limonlu, karanfilli bir ıhlamur da pekala kahvenin yerini tutabilirdi. Sonra aniden kahveye ihanet ettiğini düşündü. Hemen ardından "kahveye ihanet mi olurmuş, kahve kahvedir insan değildir." diye geçirdi içinden. Kafayı iyice sıyırmak üzereydi... |
|
|
|
|
|
|
geçen gün şişlide bir tuvalete girdim.closed olduğu gibi kandı.hemen koşup görevliye söyledim.görevli bana çok kızdı böyle şeyler için bizi meşgul etme diye..meğer klozedi kırmızıya boyamışlar. (barbar)
|
|
odamda kızarkadaşımla telefonda konuşurken babam salonda diğer telefondan dinlemişti.dinlemesi birşey değilde annemden laf yemişti.... (barbar)
|
|
annemin okula gelip arkadaşlarımla(özellikle kız) konuşması .arkadaşlarım varken kendini genç sanarak espiriyaptıktan sonra herkesin zorla gülmesi. (badboy)
|
|
|
|
|
eglence piyasasının okuzlerin elinde olmasına kıl olmaya basladım.ya nasi olurda bu kadar estetik bir sektor itin kopegin mafyanın elindedir.kapıda neden hep konusmasını bılmeyen saldırgan saygısız ameleler durur.konusabılen saygılı ve gorevını yapan hiç mi bodyguard yok.baska sektor yokmus gıbı lavuklar neden bu sektore hakım.kaliteli mekan kaliteli hizmet bize cok mu fazla arkadaslar.nedir cozum bilmıyorum ben. (estergon)
|
|
burnunda koccaman bir mukus tabakasıyla saçlarında bir avuç jöleynen altınada giydiği yapışık kotla gezip habbire tuhaf kelime ler ve espiriler yapan baldıbacaklardan nefret ediyorum desem bana gıcık olurmusun??? ()
|
|
ailemden herhangi birinin yanımda osurması yada geğirmesi ve bu durumdan hiç rahatsızlık duymamaları beni gıcık eder (barış)
|
|
|
|
|
ya okey oynarken beni çok yoran şu taşları dizcek bi aygıt yapabilsem çok iyi olcak hem kahvelerde satıp parayıda kırarım ya (bdilek0)
|
|
ne icat edersek edelim salaklıga cozüm olmayacak galıba. (alim.)
|
|
|
|
|
bence çift değil çifter çifter yaratılmışız ;o)) (_eLiF_)
|
|
hayır tek (dads)
|
|
yok be güzeliiiiim şaşıların uydurduğu birşey bu... (mathilda)
|
|
|
|
|
Mutlaka evlenin. İyi bir evlilik yaparsanız mutlu bir insan olursunuz. Kötü bir evlilik yaparsanız filozof olursunuz. -Aristo (Sis79)
|
|
|
|
|
|
. |
|
|
. |
|
|
. |
|
|
. |
|
|
. |
|
|
. |
|
|
. |
|
|
. |
|
|
. |
|
|
. |
|
|
. |
|
|
. |
|
|
. |
|
|
. |
|
|
. |
|
|
|